12 Kasım 2010

Hasta, bilim adamı ve basın

[caption id="attachment_1398" align="alignright" width="120" caption="Dr Steven Laureys"][/caption]

Belçikalı Rom Houben 23 yaşında bir kaza geçirerek komaya girmiş, ama komadan çıkamamıştı. Kendisiyle hiçbir şekinde iletişim kurulamıyordu. Ne var ki bir gün bir "kolaylaştırıcı" geldi ve Rom'un neler diyor olduğunu anlamaya başladı.

Bu mucizevi hikâye, en azından başta böyleydi.

Önce kolaylaştırıcının ne olduğunu görelim: Houben, aslında felçli olduğundan kolunu bile kaldıracak halde değildi. Ama eğer kolunun hafif hareketlerinden ne yapmak istediğini anlayan birisi çıkarsa, belki o kolunu bir ekranda gezdirmesine yardımcı olup meramını anlatmasını sağlayabilirdi. "Kolaylaştırılmış iletişim (Kİ)" yöntemini kullanan, yani böyle hafif hareketlerinden yola çıkarak hastanın ne demek istediğini anladığını söyleyen biri bulundu ve bu yardımla Rouben çok ilginç şeyler anlatmaya başladı: Yıllardır vücudunu kımıldatamıyordu ama bilinci yerindeydi. Kimse onu duymuyordu ve bu bedenin içinde ruhu hapiste gibiydi... Ama nihayet şimdi derdini anlatabilmişti.

Hastanın hekimi olan Dr Steven Laureys bunu duyurunca basın olaya saldırdı: Yıllarca neredeyse ölü sanılan hastalardan biri, işte, dile gelmişti. Dünyada -ve Türkiye'de- her yerde Rom Houben haber konusu oldu. Hattâ Houben'in kitap yazmak istediğinden bile bahsedildi.

Ama başta Yale Üniversitesi'nden nöroloji uzmanı Dr Steven Novella olmak üzere bazı hekimler, aslında dünya çapında bilinen bir uzman olan Dr Laureys'in bu verilerini eleştirdiler. Bazı gariplikler vardı:

Öncelikle, bu Kİ yöntemi, yıllar önce bilim adamları arasında biraz kabul görmüşse de sonraki deneylerde bu yöntemin pek de güvenilir olmadığı anlaşılmıştı: Aslında iletişim hastadan değil, kolaylaştırıcının bilinçaltından kaynaklanıyordu.

Ayrıca, bu hastanın görüntülerine bakıldığında iki şey göz çarpıyordu: Birincisi, bu görevli, hastanın kolunu öyle bir hızla hareket ettiriyordu ki yirmi yıldır komada olan bir hastanın bu kadar hızlı düşünmesi ve görevliyi yöneltmesi biraz zordu. İkincisi, bu esnada bazen hasta ekrana bile bakmıyordu ki parmağının nereyi gösterdiğini bilsin!

http://i.cdn.turner.com/cnn/.element/apps/cvp/3.0/swf/cnn_416x234_embed.swf?context=embed_edition&videoId=health/2009/11/24/moore.uk.23.year.coma.patient.itn


Dr Laureys, gerçekten bir bilim adamı olduğunu işte burada gösterdi: Yeni bir deney düzenleyip hastanın kolaylaştırıcısını dışarı çıkardı ve hastaya on beş nesne ve kelime gösterdi. Yani kolaylaştırıcı bunları görmedi. Sonra kolaylaştırıcıyı çağırıp onun yardımıyla hastanın bunları hatırlamasını istedi. Ama bir tane bile doğru cevap gelmedi. Bu da o vakte kadar hastadan geldiği sanılan mesajların aslında kolaylaştırıcıdan geliyor olduğunu gösterdi.

Bu deneyin sonunda Dr Laureys kamuoyu önünde hatasını kabul etti ve önceki neticesini geçersiz ilân etti. Bu, gerçek bir bilim adamından beklenen bir davranıştı.

Peki bu deneyin ilk sonuçlarını göklere çıkaran basın ne yaptı?

Birkaç sorumlu muhabir dışında işin bu yanını pek gören olmadı. Bilimsel yöntem ve kafa yapısı, herkes için o kadar da ilginç değildi.

(Daha önce yayınlanmış bir yazımın elden geçirilmiş hâlidir.)